Deneme Seyirimiz
Kaptanın seyir
defteri
12 Kasım 2017
Las Palmas Gran
Canarias
Pazar gününü ilk
deneme seyir günümüz olarak belirlemiştik.
Sabahleyin her
teknenin katıldığı bayr aklı geçiş töreni yapıldı. 32 ülkenin bayrağını taşıyan
denizciler neşe içinde ve bando eşliğinde yürüdüler. Tanışmaya başladığımız bazı mürettebatlar ile
şakalaşıyoruz, bazılarıyla iyice arkadaş olduk bile.
Bütün las Palmas
halkı bizleri seyredip fotoğraflarımızı çekti. Yerel haberlerde çıktık.
Kanada bayrağını
görünce dayanamadım başlarındaki hanıma nereden geldiklerini sordum, meğerse
bir kızlar yelken okuluymuş, İngiltere’den yelkenle yola çıkmışlar, şimdi
Atlantik’i geçeceklermiş. Justin Trudeau’yu yakışıklı bulup bulmadıklarını
sorduğumda, hepsi aşklarını belirttiler.
Dünya devletleri arasında,
çeşitli milliyetleri uyumlu olarak ve en üstün seviyede kucaklayan Kanada
sitemini mutlaka incelemek ve dersler çıkartmak lazım.
Gelecek yüzyılın toplumsal
yaşamına dair işaretler, ilk defa Kanada’da belirdi. Her türlü ırkçılığa karşı
net duruş, her türlü ayrımcılığa karşı net duruş, bütün insanları ve bütün
kültürleri eşdeğer kabul ederek bunu içselleştimek… vs vs vs.. Özetlemek mümkün
değil.
Detaylar o nebze önemli ki, aklımda kaldığı kadarıyla geçen yıl, kanada milli
marşlarından birisindeki “erkek ağırlıklı” “ .. bu toprağın oğulları..” şeklindeki bir bölümü “nötral” şekle, “… bu toprağın çocukları..” haline sokarak,
cümle içindeki cinsiyet ayrımını bile kaldırdılar. (kanada’da sanatçılara
sipariş edilmiş bir milli marş yoktur, bazı şarkılar “milli marş” kavramına
dönüşmüştür.)
Tören, tüm
bayrakların göndere çekilmesi ve 32 pare sesli işaret fişeği atışıyla son
buluyor. ARC organizasyonunun 32’inci Atlantik geçiş rallisi resmen açılıyor.
Yolda yürüken bir restoranın içinde duran, Batıya
yolculukları anlatan bir duvar resmi dikkatimi çekti. 1492’de Cristobal Colon 3
adet gemi ile (Nina, Pinta, Santa maria) Atlantik’i geçiyor ve haber Avrupa’ya
geliyor. Çok değil 30 yıl sonra bütün karaibler, Kolombiya kıyıları ve kuzey Amerika’nın
batı kıyıları göçmen hücumuna uğramış durumda.
Anadolu
ortasındaki insanlar anlayamıyorlar neden gümüşün değersizleştiğini, neden
altının değerinin düştüğünü… Sultan Mehmet nizamnamesinde (sonraki sultanlara
tavsiyeler vasiyeti) yazmıştı,: “2 koyuna bir akçe vergi alınacak.” Ama koyun değeri
olmuş 20 akçe’den, 100 akçe, vergi kalmış hala 2 akçede.. Bir katır göndermek
zorunlu, devlet talep ettiğinde, ama katırın piyasada fiyatı olmuş 150 akçeden,
2.500 akçe; haydi kızmadan gönder.
Ming hanedanının
8 yılda 17 kere vergi artırmak zorunda kaldığı bu dönemlerde, Anadolu
coğrafyasında güncel ekonomik durum ne yazık ki yönetenler tarafından anlaşılamamıştır. Yüksek
enflasyon’un bu global hali ilk defa olmaktadır. Batıdan doğuya akan gümüş ve
altın, tüm kuralları değiştirecektir. Bizim coğrafyamızda bu keşiflerin sonucu
“Celali İsyanları” adını almış, yüzyıl devam etmiştir.
Batı
coğrafyasında ise, Kolomb’un açtığı yüzyıl bereket yüzyılı olmuştur. Bu
bereketin tatsız taraflarını (Cortes ve Pizarro gibilerin yaptıkları
jenosidleri, avrupadan gelen hastalıkların sonuçlarını) şimdilik unutarak,
olumlu noktalara bakmak istiyorum.
Kara vebadan
çıkmış, nğfus kaybetmiş ve kötümserliğin doruğundaki Avrupa milletlerinden bazılarının bu
coğrafyaya yayılması ile dünya değişmiştir.
Bu olayların
başladığı adada olmak ve bunları hatırlamamak imkansız. Gelen geçen ilk
gemilerin adları ve milliyetleri dünyanın o zamanki sahiplerini özetliyor;
Portekiz, İspanya, Fransa, Hollanda, İngiltere..
Herşey buradan, las
palmasdan başlamış. Buradan mağrebe doğru gidenler, Magreb’i geride
bırakmışlar. (Magreb; fas, tunus ve civarındaki topraklara Arapçada verilen
isim)
(mağrep, Arapçada
güneşin battığı yer anlamına geliyormuş, Erhan sağolsun, bugün de yeni bir şey
öğrendim.)
Seyir vaktimiz
geldi.
Carl, yemeğin hep
birlikte ve teknede yeneceğini söylemişti. chili
con carne yapmış, jasmin pilav
üstüne.. Böyle ağır yemekler yiyeceksek yol boyunca, yandığımızın resmidir.
Yemeklerimiz biter bitmez çalışma başlıyor. Motoru açıp marinadan çıkıyoruz.
Liman
içerisindeyken Cenovayı furling’e takıyoruz.
Erhan
dümende tecrübe kazanıyor.
Selim direk boyunu yarış kurallarına göre işaretliyor ve ana yelkeni ölçmek için direğe tırmanıveriyor. Carl marina pontonuna bağlı iken tırmanmıştı ya, Selim reis ise dalgalı
suda tırmanıyor. Direğin ucunda bir sorun yok imiş.
Liman praktikası
üstümüze sürüyor, “bunca gemi trafiği arasında ne yapıyorsunuz!” diye fırçayı
basıp uzaklaşmamızı istiyor, rüzgar uygun, atlantiğe açılıyoruz.
Ağırlık yapmak için küpeştenin kenarına oturup sarkıtıyorum ayaklarımı. Dalgaların şekli farklı, aralarda brkaç metre derinlikte ucsuz bucaksız çukurlar oluşuyor, masmavi vadiler ve tepeler görüyorum ufuka doğru bakarken ve henüz hava bile yok!
Sedat uyardı da, yanımızdan
bize bakarak geçen balinayı göz ucuyla ancak farkedebildim. Fotoğraf çekmek
mümkün olmadı.
Derinliğin bin
metreyi geçtiği noktalara geldiğimizde, cenovayı sarıp, ufak asimetrik
spinnakeri basıyoruz, ayarları üzerinde biraz çalışıp onu aşağıya alıp, hemen
diğer asimetrik balonu basıyoruz. Murat, bu değişim sırasında istenmeyen bir kavançanın, bumbayı ters yakaya fırlatmasını engelleek için vücuduyla yaslanıyor bumbaya, kafalara dikkat ermek lazım bu manevra sırasında.
Bu açtığımız asimetrik balonun yüzeyi oldukça büyük ve çok güzel
çekiyor, yelkenli hemen 8 knot üzerine çıkıyor. Umut verici.
Geri dönüşümüzde
hava kalıyor biraz motor desteği ile marina bağlama noktamıza dönüyoruz. Akşama
yorgunluk çöküyor herkese ama yine de herkes geç yattı. Yarın yapılan ölçümler
yarış komitesine bildirilecek ve handikap puanımızın oldukça düşmesini
bekliyoruz. Ben uzmanlık alanıma girmediği için kabaca anlamaya çalışıyorum konuyu. 40 puanlık bir düşüş yolda bize yaklaşık 10 saat daha demek sanırım. Yani
bizden 3 gün değil, 3 gün ve on saat öne bitiren olursa bile, gerçekte onun önünde
bitirmiş olacağız gibi bir sonucu var handikap puanındaki düşüşün.
Bakalım yarış
komitesi ne diyecek ölçümlerimize?
Vedat
Yorumlar
Yorum Gönder