Tenerife

Kaptanın seyir defteri
14- 15 Kasım 2017
Tenerife

ARC komitesinden cevap geldi; handicapımız 1198’e düşmüş durumda. Daha fazla bir düşüş beklesek de, bu bile her şeyi düzgün yapmış bir yelkenli olarak bizi sevindiriyor.

Başka teknelerin spinnaker bastonlarını deklare etmediğini biliyoruz. Bu yarışta kazara bizi geçerlerse, protesto etmeye karar verdik. Namusumuzla yarışmak istiyoruz, hile yapanlara acımayacağız. geçen yarışlardan birisnde son aşamada motor açarak kazanan bir yelkenli diskalifye edilmiş şikayet üzerine.

Ana yelkende ufak bir yırtık dikkatimizi çekiyor, daha önce tamir gördüğü noktada bazı dikişler zayıflamış, esasen geçici bir yelken tamir seti ile hallolmayacak mesele değil, ama bizim namımız yürüdü artık, bu tekneyi de tam olarak tamir etmeden bu iş olmayacak. Umuyoruz bundan sonra bize denk düşecek teknenin tamiratları bu kadar masraflı olmaz!

Murat, Selim, Ben ve Carl, gülle gibi ağır ana yelkeni, güzelce dikilip sağlamlaştırılması için profesyonel tamirciye kadar taşıdıktan sonra, bu işler için kullanılan el arabasını farkediyorlar. Şeytan azapta gerek, herkes severek ve eğlenerek çalışıyor.

Erhan ile birlikte ben de, bize düşen en önemli görevlerden birisi olan “ayak altında dolaşmamak” vazifemizi bir başka boyuta taşımaya karar veriyoruz.

Çarşamba günkü seminerleri asıp, mayo ve havlumuzu alıp siyah kumlarında denize girmek için Tenerife’ye kaçmaya karar verdik. Atlantik pasajı boyunca, herkes tecrübelerini karşılıklı olarak anlatır, böylece hepimizin aynı seminerlere gitmesine gerek kalmaz diye düşündük. Biz Tenerife izlenimlerimizi anlatacağız, onlar da seminer bilgilerini bize özetleyecekler.

Tenerife’e hemen her saat başı uçak var, Binter firması işletiyor çoğunu, ATR 72 uçağıyla gidiyoruz, çift turboprop, İtalyan Fransa ortak yapımı bölgesel uçuşlar için ufak bir pervaneli uçak. Pek dolu değil numarasız koltuklar. 

Yarım saat sonra Tenerife kuzey havaalanına iniyoruz. Güneyde bir havaalanı daha var bu adada. Bir araba kiralayıp adayı keşfe çıkıyoruz.



El Teide volkan dağını solumuzda bırakarak adayı dönmeye başlıyoruz.



Biz tenerife'de iken, kayıt olduğumuz seminerleri izleyen Sedat, tüm dünya denizlerini defalarca gezmiş ve 300.000 milden fazla yelken yapmış serdümen Stokey Woodall’ın sunumuna hayran kalmış. Kaçırdığıma üzüldüm. Tam limana girerken gps bozuldu, radar çalışmıyor. Pusulaya bakarken pusula gitti ve sis bastı aniden. Nerede olduğunu nasıl bilirsin??? Bu ve benzeri soruların cevabını ve formüllerini öğrenmişler.


Stokey, GPS olmadığı dönemlerden kalma tecrübelerini anlatarak her ortamda nasıl seyir yapılacağını anlatmış. Websitesini dikkatle okuyacağım.

Diğer seminerlerin hemen hepsini herkes biliyor zaten, fazla bir şey kaybetmiş değiliz. Rüzgar altı seyir nasıl yapılır, denizde ilk yardım, hava tahmini, gece seyiri vs vs.

Tenerife yolları çift şerit, bazen 3 şerit otoban yollar, hiç yama olmaması dikkatimi çekiyor, sanırım kış faktörü olmadığı için yollar eskimiyor burada. Her yer rüzgar tribünü dolu, eski ve inefficient modeller yanında modern ve low maintenance olanlar da var, hepsini işletiyorlar.

Tarlalar yüksek seralardan oluşuyor, muz var içlerinde. Tenerife muzunu aramak lazım, epey üretim var burada.

Tenerife 150.000 ton muz üretiyormuş, hepsini ispanya domestik pazarı tüketiyor.

Anayoldan çıkıp yan yollardan volkan dağına doğru yükseliyoruz, bulutlar sarıyor etrafımızı irtifa çok hızlı yükseliyor, yollar daralıyor ve virajlar çoğalıyor, ama trafik azalmış değil, bütün arabalar sollamalarda saygılı, kornaya basan yok. Şerit gibi gidiyor arabalar virajlar boyunca. 60 km kadar sonra, la playa de las americas bölgesine geliyoruz.


Adanın güneyine indik, san eugonio, los cristianos.. çok güzel bölgeler bunlar. Su temizliği inanılmaz, heryerde scuba  dalış merkezleri, balina gözlemi için tekne turları.. Fotoğrafçılar için cennet.

Avrupa’nın batısından gelen bütün emekliler burada ev bark sahibi olmuşlar, veya “ev bark almadan önce havasına suyuna bir bakalım” diye, kış ortasındaki memleketlerini bırakıp, devasa otellerde tatile gelmişler. Sağlık tesisleri de var, her yerde elektrikli araba şarj noktaları mevcut.


İsveçli, Norveçli, mavi gözlü sarışınlar etrafımızda; şimdilik bastonsuz, walkersız, ve tekerlekli sandalyesiz olduğumuz için halimize şükredip, bu sarışınlar arasında kendimizi inanılmaz genç hissederek sahilde yürüyoruz. 

Topless sighting umudumuz kalmadığından, yaşıtlarımızı bulabilmek için bir taksi şoföründen tüyo istedik, bazı gece kulüplerinin ve yol kenarında bekleyen bayanların olduğu caddelerin adını vermeye çalıştı ama ispanyolcamızın yeterli olmaması bir yana, batakhane merakımız olmadığı için anlamamazlığa vuruyoruz.

Öğlen yemeğini harika bir restoranda yemeyi ve hemen geri dönmeyi planlamış idik, fakat virajlı yollarda vakit kaybetmemiz sonrasında, adanın kuzeyinde kalan havaalanından kalkacak uçakların vaktini kaçırıyoruz. Yarına kaldık.

15 kasım 2017
Tenerife,

Böyle bir adada geceleyin otel aramak kolay değilmiş, onbinlerce oda var, hiç birinde yer yok! Iber oteli söylüyorlar, mutlaka oda vardır çok büyük oteldir diye. Geliyoruz otele, bürokrat kafalı bir yer. Önce internetten dakikalarca kayıt yaptırıyor bize, oysa zaten resepsiyonun önündeyiz. Trajikomik.

Bol bol sözleşme, damga, kopya merakı burada da var. Epey yüksek bir son dakika fiyatı geçiriyorlar bize. Neyse ki sabah kahvaltı dahil dediler, ya gözümüze kaçsaydı! 

Otelden rica ediyoruz bir balıkçı söylüyor bize, taksici başkasına götürdü, ama doğrusu burası sanırım, sadece balık yapan bir ufak mekanda akşam yemeği yiyip odaya dönünceye kadar gece oluyor.

Bu boyutta bir otelde sabah kahvaltısı bir başka komedi imiş. Fabrika yemekhanesi misali bir kalabalık içerisinde bir şeyler atıştırıp, otelden kaçarcasına ayrılıyoruz. Erhan bir ipucu bulmuş durumda, los abrigos balıkçı kasabasında bir yer varmış. Ağır ağır güney sahillerini dolaşıp, öğlene hedefe varıyoruz.


Dolaştığımız yerler, kah Ilıca, kah Çeşme, kah İzmir veya Antalya benzeri görüntüler veriyor bize. Haliyle pek beğenmiyoruz, kendi memleketimiz çok daha güzel. Her yerde otobüs durağı var, hepsinde bekleyenler var, hepsinde sandalyeli yolcular için gayet saygılı biçimde işleyen bir düzen var. Bizdeki handikaplı yolcuların çektiklerini hatırlayınca kurulmuş düzeni ve buna olan saygıyı biraz kıskanıyorum.

Hava alanı yolundayken santa cruz şehrine de sapıverdik, Tenerife simgesi haline gelmiş meşhur auditorium, mimar Santiago Calatrava tarafından çizilmiş. 6 yılda inşaatı tamamlanmış. Dünyanın en iyi müzisyenleri burada konser veriyorlar, genç pianist yeğenim İzem Gürer'in de geçen yıl burada çalmaya davet edilmiş olması gurur veriyor.



Yol boyu volkan adasının üzerinde yapılmış bir sürü golf sahası gördük.
Bu kadar golf sahasına taze suyu nereden bulmuşlar anlamadım doğrusu. Bu gibi meraklanmalara dur deyip, uçağa geçiyoruz.

Geri döndüğümüzde tatlı bir sürpriz var yelkenlimizde. Acentamız Lucy gelmiş,  ekip ile tanışmış ve konuşuyorlar. Traş takımlarımı alıp, marina tuvaletine yollanıyorum.

Akşam yemekte Lucy ile beraberiz. Sorunları halletmek için elinden geleni yapıyor. Atlantiği geçtikten sonra yarışın son seremonisine kadar kadar, 17 aralığa kadar karaiblerde teknede kalacaktık, bunu ayarlamaya çalışıyor, çünkü bu yelkenli çoktan başka çarterler için kiraya verilmiş durumda.



Murat ve Selim ile iyi anlaşıyorlar, Lucy çocukluğundan beri yarışıyormuş, bilenler bilirler, 1925’lerde kurulmuş olan İngiliz RORC (Royal Ocean Race Club) komitesi üyesi.

Olumlu bir sonuç alacağımızdan eminim, çözüm üretmeye çalışıyor Lucy. Büyük tecrübe kazandı sayemizde. Bunu itiraf etmekten de çekinmiyor. Erhan takılıyor Lucy'ye, "buraya geldiğinde tekneye kapatıp öpecektim seni" diye, kız her iki yanağından Erhan'ı öperek cevaplıyor bu şakayı.

Vedat

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

To the journey....

Passage 27Nov-09Dec